Bölümün ikinci yazısını, deneyimlemeye ve öğrenmeye açık karakter üzerine ele aldım.
Açık karakter sahibi insanlar, meraklı olur, farklı kültürleri dışlamaktansa onlara ilgi duyarlar. Fantezi veya hayal kurmayı severler ve yaratıcı olurlar. Heyecan ve değişim arayışında olurlar. Çatışmaktansa, herşeyi olduğu gibi kabul etme eğilimi gösterirler. Ama aynı zamanda sürekli bir arayış, deneyimleme ve öğrenme isteğinde olduklarından dolayı, elde ettikleri, gördükleri, yaşadıkları şeylerden çok da çabuk sıkılırlar. Bir anlamda hayatı sürekli bir arayış içinde yaşarlar.
Çoklu ilgi, yani aynı an´da birden fazla şeylerle ilgilenebilirler. Alışılmadık şeyleri yaparlar, fantezi kurmakta sınır tanimazlar, iyi eğitilmişlerdir ve yaratıcıligi severler, bu nedenle açık karakterlerin çoğunun hayatında sanatsal üretim bulunur. Fantezi dünyalarının gelişkin olmasından dolayı, özgür düşünce ve davranış, karakterlerinin olmazsa olmazıdır adeta. Alışıldık değerlerin arkaplanını sorgular ve eleştirirler. Degişmez olana, miadını doldurmuş olana karşı olmaktan sakınmazlar.
Bu karakterde insanlar yakınınızda varsa, onları çok sevebilirsiniz. Renkli bir yaşam tarzları vardır. Eğer onlar sizden sıkılmazlarsa, siz onlardan sıkılmazsınız, çünkü anlatacak bir şeyleri hep vardır.
Yapılan araştırmalara göre, deneyimlere açık karakterin özellikleri, evlendikten sonra gerilemeye başlıyor. Boşandıktan sonra ise, kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Açık karakter, diğer karakterler arasında en zor tanımlanan karakter, nedeni de; daha çok entellektuel merak ve yaratıcılığa mı yönlendiği, yoksa büyük bir tutkuyla zihinsel uğraşılara mı yönlendiği tam olarak anlaşılabilmiş değil.
Nörobiyologlar, kişilik karakterleri ile beyin araştırmalarını bağlandırmaya yönelik araştırmalar yapıyorlar. Örneğin kişilik karakterleri ile beyindeki reaksiyonları tetikleyen biyokimyasallar arasında bir bağlantı olup olmadığını bulmaya calışıyorlar. Bunlardan bir kaçı şöyle:
Kortisol hormonunun grafiği, verdiğimiz reaksiyonlara göre değişim gösteriyor; bedenimiz fazla zorlandığında, kendimizi baskı altında hissettiğimizde, stresli olduğumuzda bu hormon düzenleyici bir rol oynuyor. Bazı insanlar, stresli durumlarda, bu hormonu yüksek düzeyde salgılıyor.
Dopamin maddesi, ödüllendirici bir yapıya sahip ve vücutta çokça bulunduğunda, dışadönük karakteri ortaya çıkarabiliyor; insanı hoşsohbet, neşeli ve açık yapabiliyor.
Duygularımızı düzenleyen serotoninkarakterin yapılanması üzerinde daha az veri olsa da serotonin erkek vücüdunda eksikliğinin öfke ve şiddeti tetiklediği, kadınlarda eksikliğinin ise daha çok korkuya ve depresyona yolaçtığı biliniyor.
Biyolog ve sinir sistemi araştırmacısı Gerhard Roth; karakterinden memnun olmayan insanların, hayatlarının ikinci yarısında, karakterlerinin üzerinde ince değişimler yapabileceklerini ifade ediyor. Yani, sabit, mutlak ve degişmez bir yapımız yok. Nitekim, zamanı geldiğinde, yapılması gereken degişimlere yapılmadığında, düşünce, davranış, alışkanlık ve perspektif degişimi gerçekleştirilemediğinde biyolojik ve ruhsal huzurluksuzluklar ya da bozukluklar oluşuyor.
Deneyimlere açık karakterkendi içinde iki ayrıbaşlığa ayrılıyor:
a. yüksek düzeyde deneyimlere açık karakter: Bu karakter, zihinsel gelişim bakımından oldukça yetkin ve donanımlı. Daha çok teorik düşünce tarzına yatkın.
Pozitif ve negatif duygularını yüksek düzeyde hisseder ve yaşarlar. Yanısıra kendi duygularını düzenlemede, duygularına yön vermekte zorluk çekerler.
b. düşük düzeyde deneyimlere açık karakter: Bu karakter daha çok tutucu diyebileceğimiz özellikler gösterir. Değişime karşı daha mesafelidir ve kendi konfor alanını terketmekte zorlanır. Rutin hayati sever. Tanıdığı ve bildiği şeyleri ve test edilmiş, denenmiş olanı tercih eder. Koruyucu, kollayıcı yönü vardır. Bu anlamda, „güvenilir“ dediğimiz insanlardandır. İlgilendiği alanlarda, derin bilgiye sahiptir. Duygularını bastırma eğilimi gösterir.
Açık karakter, eğer yeniliklere açık yapısı nedeniyle, gündelik hayatını, iş hayatını, beraberliklerini, arkadaşlıklarını sürdüremiyor hale geliyor ve sorumluluklarını yerine getiremiyorsa, o durumda psikolojik rahatsızlık olduğundan şüphe duyulabilir.
Açık karakter ruhsal bozukluk olarak şizofrenik kişilikbozukluguna yakındır.
Bu yazı dizisinin yararlı olabilmesi için, buraya akılda bulunması gereken bir kaç soru aktarmak istiyorum. Bu soruların, karakter özelliklerinizin üzerine daha derinlemesine düşünmenizi yarayacağını umuyorum: Kişilikler nasıl gelişiyor? Sosyalleşmemiz genetik mirasımızın bir uzantısı mıdır? Vücudumuzun isleyiş sisteminde düzenleyici, yönlendirici bir sistem var mı ve karakterimiz genetik mirasımız ve çocukluk dönemi yaşantılarımızdan çok daha önce, örneğin doğumdan önce mi şekilleniyor? Bazı karakteristik özelliklerimiz, eğitim ile birlikte değişime uğruyor mu?
Rohat Miran
Temmuz `20