Nörotik / duygusal Karakter

Beş Faktör Kuramı´nı ele aldığım konu ile ilgili beşinci yazımın son başlığı; nörotik karakterolacak. Bu başlık altında, negatif duyguların etkisi altında olan ve bu duygularını yönlendiremeyen, geliştiremeyen, düzenleyemeyen, engelleyemeyen karakter yapısını tanıyacağız. 

Hans Jürgen Eysenck, PEN- Modeliyle, yani Psikotizm, Extraversiyon ve Nörotikkarakterler ile ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanınan bilinen bir psikolog. Nörotik karakteri, istikrar ve istikrarsızlık (stabilität-labilität) şeklinde iki ana başlığa ayırır ve bu karakterin istikrasızlık özelliğinin daha çok öne çıktığını ifade der. En belirgin özelliklerini; “kötü organize olmuş kişilik”, “bağımlı” ve  “hastalık öncesi anormallik” olarak tanımlar.

Neden Nörotizm (sinirsel-duygusal) olarak tanımlanıyor?

Eysenck`in hipotezine göre; acil durumlarda duygusal reaksiyonlarımız otonom (vegetatif) sinir sisteminin kontrolünde bulunur. Bu da kalp atışı ve nabız gibi her koşulda çalışan bedensel sistemimizdir. Korku ve stres durumlarındasempatiksinir sistemi denilen iç organlar - kalp atışı, solunum, mide, mesane kasılmaları ile kan dolaşımını- düzenleyen sistem devreye girer ve kişiyi rahatlatmaya çalışır. Kişi eğer rahatlayamıyorsa, negatif duyguların etkisindedir.

Eysenck araştırmalarıyla, duygular ile sinir sistemi arasındaki ilişki ve çalışma bütünlüğünü görünür kılmıştır. Duygusal reaksiyonlar ile sinir sistemi arasında kurduğu/keşfettiği bağı ve insanlarda gözlemlediği duygu dengesizliklerini, negatif duygular üzerinden oluşan tavır ve davranışları, “nörotizm” olarak tanımlamıştır.

Negatif duyguları daha önceki yazılarımda ifade etmiştim, bir kez daha birkaçını ifade edeyimki, nörotik karakterin hangi duyguların etkisinde dengesiz ve istikrarsızlık yaşadığı netleşsin; kaygı, gerginlik, korku, endişe, öfke ve telaş.

Duygusal dengesizlik/istikrarsızlık yaşayan bu karakter, beş duyu organlarıyla dışarıdan edindiği hemen hemen her informasyonu olumsuz değerlendirir. Şüphecidir, alıngandır, korku ve panik içindedir, kaygılıdır, kendisi hakkında ve çevresinde olup biten hemen hemen her şey hakkında olumsuz görüşlere sahiptir, sürekli duygu durum değişimi, yani stres içinde yaşar. Huysuzdur, şımarıktır. 

Daha önce yazılarımda ifade ettiğim gibi, duyguları düzenlenmemiş kişi aslında kendi üzerinde bir kontrole sahip değildir. Hayatını bir fanusun içinde sürdürüyor gibidir. Etrafında olup biten hemen hemen her şeyden özellikle de negatif etkilenmeye açıktır. Yine içinde bulunduğu ilişkileri de sürekli eleştirir ve olumsuz etkiler. Algıları, bilgi ile beslenmediği gibi duygularının da  farkında değildir. Öfke duygusunu kontrol etmesi mümkün değildir. Öfkenin kontrol edilebilir bir duygu olduğunun bilgisi yoktur kendisinde. Hayata dair yaşamı iki kelime arasında gibidir: Öfke ve istek. Öfkesiyle, güya kendisine koruma mekanizması oluşturduğuna inanırken, istekleriyle de hayatı olmasını istediği gibi yaşadığını sanır. Oysa öfke, ilkel, kaba ve çatışmacı bir duygudur. Aynı şekilde, istekleri de çoğunlukla reel hayat ile sınanmadığı için yapaydır, anlıktır. Sınanmak ile kastettiğim şey; empati yapabilme yeteneğinin gelişmemiş olmasının yanısıra, kendisiyle ve başkalarıyla arasına sınır koyabilme yeteneğinin de gelişmemiş olmasıdır. Subjektif algıları, onu sürekli yeni hatalara sürükler. Böylece Eysenck`in yukarıda alıntıladığım “kötü organize olmuş kişilik” özelliği ortaya net olarak çıkmış olur, diye tahmin ediyorum.

Duygusal dengesizlik yaşayan insanların -farkında olarak ya da olmayarak- özellikle kullandıkları bir savunma veya saldırı stratejileri vardır; karşısındakini suçlamak. Ya da pasif, edilgen olmak. Olup biten bütün her şeyden dolayı mutlaka suçlayacakları bir kişi, bir olay, bir düşünce akımı veya bir sistem vardır. Hatanın kendisinden kaynaklanıyor olma ihtimali üzerinde düşünme ihtiyacını duymaz, çünkü insanın kendi üzerinde düşünmesi, davranışlarının yanlış veya eksik taraflarını fark edebilmesi, kendi üzerinde düşünme yeteneğinin, iç gözünün açık ve aktif olmasını gerektirir. Düşük eşikteki nörotik karakteriçin okumak, düşünmek, anlamak, değerlendirmek, uzun süreli kararlar almak, zahmetli bir süreçtir. Bunları yapmaz. Daha çok görsel bir algılamaya sahiptir. 

Duygusal denge yeteneği çok çok daha düşük ve gelişmemiş olan nörotik karakterler, hayatlarında derin sorunlar, girdaplar, yarılmalar, yaralanmalar ile ağır deneyimler yaşarlar. Ne zamanki derin bir kriz içinde debelenirler, o zaman başkalarıyla arasına sınır koymayı ve duygularını kontrol etmeyi, isteklerini realist bir çerçevede yeniden düzenlemeyi öğrenirler. Eğer yaşadıklarından ders çıkarıp, dönüp o güne kadar yaşadıkları „hayat bilgilerine“ reflektif yaklaşımı becerebilirse…

Nörotik karakterin özellikleri

  • Çok çabuk rahatsız olurum
  • Çabucak öfkelenirim
  • Çabuk strese girerim
  • Çabuk üzülürüm
  • Sıklıkla ruh hali değişimleri yaşarım
  • Genellikle keyifsiz hissederim
  • Gelişmeler hakkında endişe duyarım
  • Bedensel ağrılarım çoktur (baş ağrısı, baş dönmesi, mide ağrısı)

Bu karakterin, yabancı insanları algılamak ile kendini algılamak arasında ciddi sorunları, sıkıntıları vardır. Örneğin başından geçenleri, yaşadıklarını objektif olarak değerlendiremez, hep subjektiftir ve kendisi hayata nasıl bakıyorsa, aynısını diğer insanlardan da bekler. Fantezi/hayal dünyasında yaşıyor gibidir. Yabancı insanları kendi „bildiği“, hissettiği gibi algılar. Bu noktada aslında „mental hastalık“ denen durumu yaşar. Diğer bir deyişle, zihinsel üretimi minimum seviyededir. Peki hayatını nasıl sürdürebiliyor? Düzenlenmemiş duygularıyla, Maslow Piramidi`nin temel ihtiyaçlar basamağında yaşıyor hayatı; yemek, barınmak, çalışmak ve sexualite. 

Romantize edilmiş ya da idealize edilmiş bir hayat anlayışları vardır. Sanatçıları, politikacıları, yani sahnede olan insanları, gözlerinde çok büyütür, yere göğe koyamazlar. Kolay beğenir, kolay vazgeçebilirler. Medyanın ve ideolojilerin etkisine çabuk kapılırlar. 

Toplumda nörotik eşiği çok çok düşük insanların sayısı fazla ise; muhtemelen o toplumda sosyal yansıma şöyle olur; öfkeli insanlar, kolektif düşman algısına sahip olurlar, barınmak için ev dedikleri şey, kutsal vatan toprağı olur, çalışmaktan anlayacıkları şey, ideolojik devletin kutsal çıkarına dönüşür, sexualite, sapıklığa ve tecavüze evrilebilir. Liderleri de çoğunlukla bir diktatör olmak zorundadır.

Nörotik karakter, melankoli, bunalım ve depresiv ruh halini kolaylıkla yaşayabilir ve depresyona girmesi halinde, en ağır depresyon olan major seviyede yaşar. 

Bu karaktere sahip olan erkek ve kadınlar, beraberliklerinde ciddi sorunlar yaşarlar. Çünkü ne kendilerini gerçekten tanıyabiliyorlar ne de birlikte yaşadıkları partnerlerinin karakterini biliyorlar. Sorunları olduğunda, konuşarak çözüm aramak, profesyonel destek almak yerine, baskı ve şiddete yönelirler. Bu baskı ve şiddet psikoloşik de olabilir. Kendileri sorunlu oldukları gibi, hayata kendilerine benzer sorunlu insalar dünyaya getirmeleri de muhtemeldir. 

Karakterin diğer ucunda duygusal dengebulunur. Duygularının farkında olan, duygularını kontrol edebilen, hislerini rahatlıkla ifade edebilen karakterdir. Stabil, dengeli bir tarzları vardır. Daha zor üzülür ve daha az negatif duygusal reaksiyon gösterirler.

Yazımı olumlu bir cümle ile noktalarsam şunu ifade edebilirim; nörotik karakter de hemen hemen diğer tüm karakterler gibi değişme ve gelişme kapasitesine sahip bir karakterdir. Yaşadığı buhranlı ve depresyonlu deneyimlerden sonra, stabil ve duygusal dengeyi kurabilmesi olanaklıdır. Bunun için profesyonel danışmanlık veya psikoterapi desteği alması yararlı olacaktır.

Rohat Miran

Psikoterapist

www.rohatmiran.com